23/4/2008
?????????????????????




"We Love Mohammed"
|
|
| NAMAZDA VURULMAK Rasul-i Ekrem s.a.v.’in de hazır bulunduğu “Zâtü’r-Rika” gazvesindeki bir çarpışmada, müslümanlardan biri müşrik bir adamın muharebe yerinde bulunan karısını öldürmüştü. Kadının kocası da misilleme olarak mutlaka bir müslüman öldürmeye yemin etmişti. Rasulullah s.a.v. ve arkadaşlarının peşinden onları izlemeye başladı. Allah Rasulü akşam üstü bir yerde konaklama hazırlığı yaptı ve yanındakilere sordu: - Bu gece istirahatimizde bize kim bekçilik yapacak? Muhacir ve Ensar’dan iki adam cevap verdiler: - Ya Rasulallah, biz sizler için nöbet tutarız. - Öyleyse şu vadinin giriş kısmında bekleyin. Bu iki gönüllü, Ammar b. Yâsir ile Abbâd b. Bişr idiler. Gece nöbetine duracakları sırada Ensar’dan olan Abbâd, Muhâcirler’den olan Ammar’a: - Gecenin hangi bölümünde nöbette olmamı istersin? diye sordu. O da: - Gecenini ilk bölümünde benim yerime sen bakıver, dedi. Bu karardan sonra Muhacir, kendi nöbeti gelinceye kadar arkadaşının yanına uzanıverdi. Nöbetteki Ensar da, vaktin değerlendirmek için gece namazına durdu. Meğer karısı öldürülen müşrik herif de, o sırada yakınlardaydı. Namazda duran adamı farketti ve onun nöbette olduğunu anladı. Bir ok atıp sapladı ve atmaya devam etti. Nöbetçi sahabi üçüncü okla ağır yaralanmıştı. Derhal rükû ve secdeleri yapıp namazının tamamladı ve arkadaşını uyardı: - Kalk artık kalk! Ben yaralandım arkadaş, hareketten kesildim!.. Arkadaşı yerinden fırlayınca, okçu müşrik de korkup uzaklaştı. Yaralı arkadaşının durumunu gören Muhacir hayretle sordu: - Fesubhanallah! Sana ilk ok atılanca beni uyandırsaydın ya! - Okumakta olduğum bir surenin ortalarında idim. Onu kesmek istemedim. Eğer Rasulullah’ın bize verdiği nöbetçiliğe zarar gelmeyecek olsaydı, canım çıkasıya okuduğum sureyi kesmezdim. el-Bidâye ve’n-Nihâye, 4/466-67; el-Kâmil fi’t-Tarih, 2/175. |
GÜL DEDİNDE GÜLMEDİM Mİ
Asla demiştin
Asla dönemem geri
Bak işte şimdi bağ bozumu artık
Sen yoksun ama
Tütün kokulu tenin dolaşır asmalarda
Yanık sesin savrulurur
Eylül rüzgarlarında
Vadiler dolusu
Bir düğüne dönüşür bekleyişim
Üzün şarabına vururum aymazlığımı
Yitiksin diyordun
Yitiksin işte
Ben gözlerindeki
Yangına kanmışım
Sanki sanki
Kendim sanmışım
Ağlatma beni
Sensiz geçen bu ilk bağ bozumunda
Asmaların arasından sanki sen çıkacaksın
Her adım atışımda
Kandırma beni
Öleyim iste
Gül dedinde gülmedim mi
Gel artık
Böyle belledim
Seninle dünyayı
Sevecen sıcacık
Bağ bozumunda
Gül dedinde gülmedim mi
Zalımım
Ah bir bilsen
İçimden geçenleri
Ah bir görsem
Sonra uzanıp
dizlerine
Sesizce ölüversem
Gül dedinde gülmedimmi
Ben bu oyuna
Her gün her gece
Seninle ölürken gülüversem
ALINTIDIR
HAKÎKÎ SEVGİ NASILDIR?
Yahyâ bin Muâz ki, evliyânın büyüğü,
Verâ ile takvâda, vardı çok üstünlüğü.
Meşhurdu insanlara, vâz ile nasîhati,
Çok insan o sâyede, buldular hidâyeti.
Buyurdu:"Ey insanlar, gafleti atın artık,
Dünyâ uyku gibidir, âhiret uyanıklık.
Uyuyup rüyâsında, ağlarsa biri şâyet,
Uyanınca sevinir, ferâhlanır o gâyet."
Öyleyse Allah için, ağlayın ki bu demde,
Rahata eresiniz o ebedî âlemde.
Buyurdu ki: "Bir sevgi, hakîkî ise şâyet,
Bir iyilik görmekle, hiç artmaz o muhabbet,
Ve yine bir kötülük, görse de sevdiğinden,
Ona olan sevgisi, azalmaz eskisinden."
Buyurdu: "Sen ne kadar, edersen Hakk'a tâat,
İnsanlar da o kadar, sana eder itâat.
Sen Allah'a ne kadar, eylersen günah, isyân,
Sana dahi o kadar, karşı gelir çok insan."
Ve yine buyurdu ki: "Doğru, hâlis âlimler,
Sana, ebeveyninden, daha şefkatlidirler.
Zîrâ onlar katarak, gündüze gecesini,
Cehennem ateşinden, kurtarır en son seni,
Ve lâkin ebeveynin, sana merhametinden,
Kurtarır ancak seni, dünyâ felâketinden."
Buyurdu ki: "Dünyâya, aldanma, iyi tanı,
O hep dolup boşalır, sanki bir yolcu hanı.
Bugün dünyâda isen, olmazsın belki yarın,
Hazırla azığını, gaflete gelme sakın!
Elini çabuk tut da, hazırlan bir an evvel,
Zîrâ yaşayanlara, âni gelir hep ecel.
Eğlenmeyi bırak da, ibâdet yapmaya bak,
Zevk ü safâ sürmeyi, gel âhirete bırak."
Buyurdu:"Bir âlimde, varsa dünyâ sevgisi,
Onun, hiçbir kimseye, olmaz bir fâidesi.
Zîrâ kendine bile, hayrı olmaz ki zâten,
Nerde kaldı gayriyi, kurtarsın felâketten."
Buyurdu:"Şâyet ölüm, konsa idi pazara,
Ehlullah, başka şeye, vermezlerdi hiç para.
Cehennem'e götüren, amelleri işleyip,
Sonra kalkıp Cennet'e, tâlip olmak ne garip.
Ahmak şu kimsedir ki, çok günah işlerde hep,
Sonra Hak teâlânın, affını eder talep.
Akıllı da şudur ki, dünyâyı terk etmeden,
Âhiret azığını, hazır eder gitmeden.
Bilir ki âhiretin, tarlasıdır bu dünyâ,
Eker tohumlarını çalışır ekseriyâ.
Kabire girmeden önce oraya hazırlanır,
Bilir ki her mümine, orada suâl vardır.
O, ölmeden öğrenir, cevabını onların,
Bilir ki kendisine, sorulur bunlar yarın."
Buyurdu ki: "Îmânın, tam doğruysa Allah'a,
Sana, bundan kıymetli, bir nîmet olmaz daha.
Öyleyse kork ve titre îmânın gitmesinden,
Zîrâ bir kelimeyle, gidebilir o senden."

ALINTIDIR MEDAHMSDEN